Gündem

Kılıçdaroğlu, parti meclisinde konuştu

Cumhuriyet Halk Partisi Parti Meclisi (CHP PM) Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında toplandı. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu toplantının açılışında yaptığı konuşmada şunları söyledi:

Parti Meclisimizin değerli üyeleri, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Bizleri televizyonları başında izleyen saygıdeğer vatandaşlarıma, sosyal medya hesaplarında bizleri izleyen genç kardeşlerime ve radyolarında dinleyen vatandaşlara Cumhuriyet Halk Partisi adına sevgilerimi, saygılarımı ve şükranlarımı sunuyorum.
Güzel bir gündeyiz. Sorunlarımız var, Türkiye’nin sorunları var, halkın sorunları var, siyaset kurumunun temel görevi sorunları çözmeye kilitlenmesidir. Siyaset kurumunun temel görevi var olan sorunları, vatandaşın yaşadığı sorunları, ülkenin yaşadığı sorunları çözmeye kilitlenmesidir, odaklanmasıdır. Kısır tartışmaların Türkiye’ye hiçbir şey kazandırmayacağını da artık herkesin çok iyi bilmesi lazım.

Biz, yani Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz ne söylüyorsak yüzde 100’ü doğrudur. Yüzde 99 demiyorum yüzde 100’ü doğrudur. Çünkü biz her alanda, her yerde, her ortamda halkın nabzını birebir tutan partiyiz. İster Hakkari’de, ister Rize’de, ister Manisa’da herhangi bir yerde veya Almanya’da veya Fransa’da bir yurttaşımız varsa sorununu mutlaka bir şekliyle bize aktarır ve bizim görevimiz o soruna kilitlenmek ve siyasi iktidara çözüm önermek. Biz, yani Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz gerek pandemi sürecinde, gerek ekonomide, gerek dış politikada her alanda hangi sorun varsa çözümü siyasi otoritenin önüne koyduk. Hiç kimse şunu söyleyemez; efendim Cumhuriyet Halk Partisi sadece eleştirir, hiçbir soruna çözüm üretmez. Hayır. Şiddetle reddediyorum, hep beraber reddediyoruz. Kimin sorunu varsa o sorunla ilgileniyoruz. Beylerin görmediği sorunlarla ilgileniyoruz. Beylerin bilmediği sorunlarla ilgileniyoruz. Apartman görevlilerinin sorunlarını dile getiren kim? Biziz. Taşeron işçilerin sorunlarını dile getiren kim? Biziz. Evlere temizliğe giden kadınların sorunlarını dile getiren kim? Biziz. Milyonlarca üniversite öğrencisinin sorunu var, o sorunları dile getiren kim? Biziz. Üniversiteyi bitirmiş ama işsiz milyonlar var, onların sorunlarını dile getiren kim? Biziz. Esnafın sorununu, kahvecinin sorununu, simitçinin sorununu dile getiren kim? Biziz. İktidarın yani saray iktidarının bize oturup teşekkür etmesi lazım. Benim göremediğim sorunu sen görüyorsun demesi lazım, çözümü de ürettin teşekkür ederim demesi lazım.
Ama derin bir yarılma var Türkiye’de. Altını bir daha çiziyorum derin bir yarılma var. Nedir o yarılma? Sarayın gündemiyle halkın gündemi ayrı. İki farklı gündem var Türkiye’de. Bir yapay gündem, suni gündem, bir de gerçek gündem. Biz yapay gündemlerle Türkiye’nin zaman kaybetmesini doğru bulmuyoruz. Erdoğan’a açık çağrı yapıyorum, sen yapay gündemlerle bu sorun çözülür diyorsan oturup çözelim, oturup tartışalım. İşsizliği yapay gündemlerle çözeceksen buyur otur, konuşalım. Yoksulluğu çözeceksen buyur otur, konuşalım. Yapay gündemler ayrı, gerçek gündem ayrı.
Bakın, bugünkü gazeteden sadece bir örnek. İşte Türkiye’nin gerçek gündemi bu değerli arkadaşlar. ‘Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana’. Bu tablo doğru mu? Doğru. Türkiye’de mi? Türkiye’de. Tarih doğru mu? Tarih doğru. Fotoğraf doğru mu? Fotoğraf doğru. Hangi yılda çekildi? 21’inci yüzyılın Türkiye’sinde çekildi. Atık soğanlardan, çürüklerden acaba sağlam bir iki tane bulabilir miyim diye oturmuş kadınlar bir şekliyle evlerine, mutfaklarına malzeme bulmaya çalışıyorlar. Bu gerçek gündem acaba iktidarın da gündeminde mi? Asıl soru bu. Sarayın gündemi acaba bununla mı ilgili sarayın gündemi? Asıl soru bu. Keçiören’de oturan vatandaşın gündeminde olur, sarayda oturan kişinin gündeminde böyle bir şey olmaz. Çünkü saray Türkiye’yi görmüyor. Saray Türkiye’nin gerçeklerinden tümüyle kopmuş vaziyette. Esnafın ne derdi var, hangi AK Parti milletvekili çıkıp da TBMM kürsüsünde esnafın şu sorunu var diye bir açıklama yaptı.
AK Partiye oy veren, MHP’ye oy veren saygıdeğer vatandaşlarıma sesleniyorum, gün beraber düşünme günüdür. Bir dert varsa bu derdi beraber çözme günüdür. Ayrıcalığa izin vermiyoruz, ayrışmaya da izin vermiyoruz. Çöpten yiyecek toplayan kadın bizim vatandaşımız, bizim kardeşimiz, çocuklar bizim evladımız. O soruna siyaset kurumu kayıtsız kalırsa görevini yapmıyor demektir. Herkesin, parlamentoda olan bütün milletvekillerinin parti ayrımı yapmaksızın Türkiye’nin sorunlarına kilitlenmeleri gerekir. Dolayısıyla asıl görev AK Parti ve iktidara destek veren MHP’ye aittir. Siz bu sorunu çözmek için meclise kanun getirdiniz de biz karşı mı çıktık? Siz bu sorunu çözmek için oturalım bir araştırma komisyonu kuralım dediniz de biz karşı mı çıktık? Tam tersine bizim getirdiklerimizi reddettiniz siz. Bir daha söylüyorum, bunların yatacak yeri yoktur. Sefaletten de bunlar sorumlular, açlıktan da bunlar sorumlular.
Bu tablo Parti Meclisimiz tarafından çok iyi bilinmesi gereken bir tablodur. Yaşıyoruz, birebir yaşıyoruz bu tabloyu. Onlar esnafa gidemiyorlar biz gidiyoruz. Onlar konteynırdan çöp toplayan, kağıt toplayan, yiyecek toplayan kişileri görmüyorlar biz görüyoruz ve aynı zamanda konuşuyoruz. 65 yaşında kadın eve temizliğe gidecek, otobüse binemezsin. ‘Nasıl kazanacağım ben, nasıl geçineceğim’ diyor. Görmüyorlar. ‘Verin para gitmeyim. Siz para verdiniz de ben ret mi ettim? Hayatımı tehlikeye atıyorum evimi geçindirmek için, çoluk çocuğumu geçindirmek için’ diyor. İktidar sahipleri görmüyor, Türkiye’nin gerçek gündemi bu. Bu gerçek gündemi görmeyen iktidar, devleti çürütmeye başladı. Bakın bu da çok önemli bir başlık. Her Parti Meclisi üyesinin bunu bilmesi lazım ve anlatması lazım. Devleti çürütmeye başladılar. Nereden başladılar? Devlet ne zaman çürür, nasıl çürür? Liyakat sistemini yok ettiğinizde devlet çürümeye başlar. İşin uzmanı olmadığında devlet çürümeye başlar. Dolayısıyla devleti çürüttüler.
Türkiye İstatistik Kurumu açıklama yapmış, ‘2021 yılında işsizlik azaldı’ diye. Tam komedi. Ya arkadaşlar, orada görev yapanlar, ya siz gerçekleri görmüyor musunuz? Milyonları görmüyor musunuz? Milyonların açlığını, sefaletini görmüyor musunuz? Her yaştan, her eğitim düzeyinden on binlerce işsiz var üniversiteyi bitirmiş. Bir çiftçiyi düşünün, özellikle AK Partiye oy veren, MHP’ye oy veren vatandaşlarıma seslenmek istiyorum; bir çiftçiyi düşünün, boğazından kesiyor oğlunu, kızını üniversiteye gönderiyor okusun diye. Niye okusun diye ısrar ediyor? Kendisinden daha iyi bir hayatı yakalasın diye, el aleme muhtaç olmasın diye, alın teriyle kazansın diye. Bitiriyor üniversiteyi, şimdi işsiz. Bu annenin dramını bilen var mı? Biz biliriz, onlar bilmezler. O babanın dramını bilen var mı? Biz biliriz, onlar bilmezler.
İktidar sahipleri Türkiye gerçeğinden kopmuş durumda. Türkiye gerçeği ayrı, iktidar sahipleri ayrı. Türkiye gerçeğinde açlık var, açlık!
Bakın değerli arkadaşlarım, bu konuda Derin Yoksulluk Ağı kurucularından Hacer Foggo var, bütün hayatı Türkiye’de bu konuları araştırmak. Yaptığı açıklamayı okuyorum: “20 yıldır sokaklardayım. Çok yoksul insan gördüm ama aç kaldık sözünü hiç duymadım.” Çünkü o gün yemek yoksa bir komşu yağı, diğer komşu unu getirir o gününü kurtarırdım. Ama artık komşuda da yok, artık gerçekten açlık yaşanıyor. Marketlerin önünde atılacak sebze, meyveler için toplanan insanların sayısı her gün artıyor. Gerçek mi? Gerçek. Bu coğrafyada açlık yaşanmamıştı, açlık yaşanıyor.
Peki hepimiz vergi ödüyoruz. Konteynırdan yiyecek toplayan kadın da vergi ödüyor elektrik düğmesine bastığı zaman, musluğu açtığı zaman, ekmek aldığı zaman, yiyecek aldığı zaman, süt aldığı zaman o da vergi ödüyor. Nereye gidiyor bu paralar? Dünyanın en büyük borçlanmasını yaptılar. Cumhuriyet tarihinde en büyük borçlanmayı yaptılar bunlar 18 yılda. Nereye gitti bu paralar? Satmadıkları mal kalmadı her şeyi sattılar, vergi topladılar, borçlandılar, nereye gitti bu para? Ve bu açlık, bu sefalet neden?
Asıl sorulması gereken soru bu. Bu sorunun cevabını Erdoğan senden bekliyorum. Bir daha söylüyorum; devleti tek başına yönetiyorsun, istediğin her şeyi yapıyorsun, istediğine teşvik verip, istediğin kişinin malvarlığına el koyabiliyorsun. Ben sana sokaktaki vatandaşın sorduğu soruyu soruyorum. Vergi dedin verdik, ‘40 yıldır vergi veriyorum, 40 gün bana bakamadın’ diyor esnaf. Nereye gitti bu paralar? Efendim otoyol yaptık, havaalanı yaptık. Hayır. Onları başkaları yaptı sen de kefil oldun ve vergi verenlerin torunlarını borçlandırdın, o ayrı bir şey. Sen ne yaptın arkadaş? Bana çık dedi ki, şu fabrikayı kurduk, Bitlis’te şu fabrikayı kurdum, Van’da şu fabrikayı kurdum, Kars’ta şu fabrikayı kurdum, Kırşehir’de veya Çankırı’da şu fabrikayı kurdum, şu kadar işçi çalışıyor. Tek fabrika bile kurmadın, tek bir fabrika! Nereye gitti bu paralar?
Sorunun cevabını vereyim Erdoğan da duysun, AK Partiye oy veren kardeşlerim de duysun, MHP’ye oy veren kardeşlerim de duysun. 83 milyonu bir avuç tefeciye mahkum ettiler; 83 milyonu, hepimizi, açlık çekenler dahil bir avuç tefeciye mahkum ettiler. Nerelere gitti paralar? Faizcilere gitti. 18 yıldır ekonomiyi nasıl yönetiyorlar? Faiz ve döviz, iki eksen. Yatırım yok, üretim yok, istihdam yok. Var olanla idare ediyoruz. Özel sektör yaptı yaptı, yapmadıysa kimsenin yatırım yaptığı yok.
‘Yerliyiz, milliyiz’ diyorlar. Peki kardeşim, yerli ve milliysen niye gidip de yabancılara el avuç açıp dileniyorsun gelin yatırım yapın diye? Senin sanayicin yok mu, oraya teşvik ver, 5’li çeteye 83 milyonu neden mahkum ettin sen? 5’li çete dünyanın en büyük ihalelerini aldı, bir de garanti verdin, bir de Londra mahkemelerini yetkili kıldın. Sizin yatacak yeriniz var mı? Sizde vicdan var mı, sizde ahlak var mı, sizde liyakat var mı, adalet anlayışı var mı?
Ben bunları söylediğim için kızıyorlar. Kızsınlar, zaten kızsınlar diye söylüyorum, görsünler diye söylüyorum, işitsinler diye söylüyorum.
Faiz yükseliyor değerli arkadaşlarım. Bakın orada da enteresan şeyler var, faizle ilgili bilgi vereceğim değerli arkadaşlarım. Rakamları çıkardık, döviz-faiz eksenli girdiler. Faiz yükselirse dışarıdakiler geliyorlar, önce kendi ülkelerindeki bankalardan kredi çekiyorlar yüzde 4 faiz, yüzde 3 faiz, yüzde 2 faiz, çok düşük; getiriyorlar parayı Türkiye’ye, onu mevduata yatırıyorlar, Türkiye’de faiz çok yüksek diye mevduata yatırıyorlar. Zamanı gelince alıyorlar tekrar dolara çeviriyorlar ve tekrar kendi ülkelerine götürüyorlar. Bakın rakamları tam vereyim size. 1 milyon dolar yüzde 4 faizle; Amerika’dan bir kişi, İngiltere’den bir kişi, Kanada’dan bir kişi, Güney Kore’den bir kişi 1 milyon dolar parayı yüzde 4 faizle kendi ülkesindeki bankadan çeksin getirsin Türkiye’ye. 1 milyon dolar para getiren, bir yıl sonra; net, kemiksiz, kendi ülkesindeki faizi de ödemek şartıyla cebine 130 bin dolar keş para koyuyor. Kim ödüyor 130 bin doları? Bu ülkenin fakir fukarası ödüyor. 10 milyon dolar getiren 1 milyon 300 bin dolar para kazanıyor, hiç alın teri bile dökmeden hazır para. 1 milyar dolar getiren 130 milyon dolar para kazanıyor bir yılda yüzde 13 faiz dolar bazında. Soygun düzenini kim oluşturuyor? Bunlar oluşturuyorlar. Döviz fırlayınca gene bu sefer döviz lobisi kazanıyor. Aynı lobi aslında; faiz yükselince onlar, dolar yükselince gene onlar, onlar kazanıyor. Kaybeden kim? 83 milyon. Başka? İçerde kaybeden var mı? 83 milyon ama bir avuç hariç, 5’li çete hariç. Dolar bazında garanti verilmiş, dolar ne kadar yükselirse onların keyfi o kadar iyi.
Bu gerçeği herkese anlatmak zorundayız herkese. Rakamları birebir, tabloları gerekirse vereceğim bütün arkadaşlarıma. Bunu birebir herkese anlatmak zorundayız. Vatandaşlar bunu görecekler. İşsizliğin nedeni bu işte. Senin verdiğin vergi dışarıya gidiyor, içerde kullanılmıyor. Beyler keyiflerini sürdürüyorlar. Saraydaki tabloyla Türkiye’deki gerçek arasında 180 derece fark var. Bir taraf güllük gülistanlık, çalgılar çengiler; öbür tarafta açlık, sefalet ve yoksulluk, işsizlik. İki tablo, bir tablo ne kadar beyazsa öbür tablo da o kadar siyah. Fakat devleti yöneten siyasi iktidar pozisyonunu hiç bozmuyor, yapay gündemlerle halkın gündemini çekip çıkarmak istiyor, çalmak istiyor.
Tutturmuş efendim CHP İstanbul İl Başkanı. Ne olmuş? Sen Cumhuriyet Halk Partisinin İstanbul İl Başkanıyla uğraşacağına, işsizlik sorunu nasıl çözülür diye kafa yorsana. ‘Ey Kılıçdaroğlu’ diyor. Evet, buyur ne diyorsun? Sen benimle uğraşacağına bu çöpten, konteynırdan yiyecek toplayan kadınların sorunu nasıl çözülür diye uğraşsana. Senin görevin o değil mi?’ Bay Kemal, Bay Kemal…’ Güzel, ‘Bay Kemal’ teşekkür ederim, en azından başına bir ‘Bay’ lafını eklemişsin. Peki kardeşim, bu memlekette açlık var, yoksulluk var; sen, ben bunu çözeceğim diye kafa yorsana, çalışsana. Hayır o konulara hiç girmiyor. Bakıyor bütün çocukların hepsinin işi gücü iyi, cepleri dolar dolu, Türk lirası taşımıyorlar zaten. Saraya bakıyor saraydakilerin her birisi bir maaşı değil, bir, iki, üç, dört, beş ayrı yerden maaş alıyorlar, her birisinin geliri 50 bin liradan daha fazla, onların da keyfi yerinde. Yolsuzluk deseniz diz boyu, zaten o konuya hiç girmiyorlar.
Peki memleketin sorununu kim çözecek? Biz, Millet İttifakı olarak biz çözeceğiz. Haram yemeyeceğiz, haram yedirmeyeceğiz. Kul hakkı yemeyeceğiz, kul hakkı yedirmeyeceğiz. Her kuruşun hesabını bu millete vereceğiz, her kuruşun hesabını. Tarihin bize yüklediği bir sorumluluk var o sorumluluğa hepimizin hazır olması lazım, hepimizin. Ben bu gerçekleri her yerde, her ortamda, her zaman ifade ediyorum, sizler de anlatın.
Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan zat, efendim kendisine ‘sözde Cumhurbaşkanı’ dedim diye çok alınmış. Bremen Mızıkacıları gibi çıktılar hep beraber dün akşam televizyonlara, efendim Meclis Başkanı’ndan tutun herkes saldırıyor. Acaba bir yapay gündem oluşturabilir miyiz, acaba vatandaşın gündemindeki açlığı, yoksulluğu karartabilir miyiz? Yaratan sensin kardeşim, oluşturan sensin kardeşim; milleti açlığa, fakirliğe fukaralığa mahkum eden sensin kardeşim! O nedenle ben sana sözde Cumhurbaşkanı diyorum ve söylemeye de devam ediyorum.
Efendim bir de tazminat davası açmış. 1 milyon lira. Neyse teşekkür ederim yani en azından 1 paralık açmadı. Ben onun hakkında 1 paralık açıyorum, değeri o kadar çünkü başka ne olabilir? Türk lirası açmış, dolarla da açabilirdi yani dolarla da açabilirdi.
Ama bakın değerli arkadaşlarım şu söyleniyor, ‘efendim milletin oyuyla seçilmiş olan bir Cumhurbaşkanına nasıl böyle denir?’ Seçim kişiyi Cumhurbaşkanı yapmaz. Bu gerçeğin bilinmesi lazım; seçime girersiniz, seçimi kazanırsınız, henüz Cumhurbaşkanı değilsiniz, Cumhurbaşkanı olmanız için TBMM’de Anayasanın 103.maddesinde yer alan yemini okumanız lazım. Yemini okuyacaksınız önce. Nasıl biz milletvekili seçildik, geldik mazbatayı aldık ama milletvekili miyiz? Hayır. Aylık alabilir miyiz? Hayır. Ne olması lazım? TBMM kürsüsünde milletvekili yeminini içmemiz lazım. Yemini ettikten sonra bizim bir atasözümüz var, ‘taç giyen baş akıllanır’ diye. Yemini ettikten sonra bu gündeme gelir. Yemini edeceksin, o yemine sadık kaldığın sürece elbette ki 83 milyonun cumhurbaşkanısın, hiç kimse buna itiraz edemez. Siyasi görüşün farklı olabilir, kimliğin, inancın her şey farklı olabilir. Milletin iradesine her zaman, her ortamda saygı duyulur. Haşa, milletin iradesine karşı bir şey söylemek ne bana, ne bizim partililere asla yakışmaz. Demokrasiyi bu ülkeye getiren bir parti olarak milletin iradesine saygı gösterdik. Milletin iradesine saygı ama milletin seçtiği kişinin de millete saygı duyması lazım. Saygının karşılıklı olması lazım, karşılıklı olmazsa saygı olmaz.
Bakın değerli arkadaşlar, kişi seçime girdi, seçimi kazandı geldi, yemin metnini okudu ve Cumhurbaşkanı oldu. İtiraz eden oldu mu? Hayır. Yemin uzun ama vatandaşlarım iyi bilsinler diye bir kısmını okuyorum. Cumhurbaşkanı mecliste yemin ederken “Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma büyük Türk milleti ve tarih huzurunda namusum ve şerefim üzerine ant içerim” der. Bu yemini edip bu yemine sadık kaldığı sürece elbette Cumhurbaşkanıdır, hiç kimse aksini söyleyemez. Büyük Türk Milletinin şanını ve şerefini koruyacak, 83 milyonu kucaklayacak, tarafsızlıkla görev yapacak, hiç kimseyi ötekileştirmeyecek. O benim Cumhurbaşkanımdır, hangi partiden olursa olsun. Neden? Yemin ettikten sonra Cumhurbaşkanı oluyor. Bu yemine sadık kalması lazım.
Bu yemine sadık kaldı mı?
Beni özellikle MHP’ye, AK Partiye oy veren değerli kardeşlerimin dinlemesini isterim. Neden sözde diyorum, hangi gerekçeyle? Senin oyun için değil; Türkiye’yi yüceltmek için çalışmadığı için diyorum, Türkiye’yi büyütmek için çalışmadığı için söylüyorum.
Bakınız, 9 madde sayacağım. AK Partiye oy veren kardeşlerim de, MHP’ye oy veren kardeşlerim de 9 maddeyi dinlesinler desinler ki şu madde yanlış, şu cümle yanlış, şu kelime yanlış. Yüzde 100’ü doğru.
Birinci madde; Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak. Ne kadar güzel değil mi? Cumhurbaşkanı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve bireylerinin şanını ve şerifini koruyacaksın. Peki kardeşimSüleyman Şah Türbesi’ni kim kaçırdı? Kendi toprağından bayrağını kim indirdi? Kim kendi toprağından kaçtı ve terör örgütüne teslim etti? Bunu teslim eden adamın Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini koruduğunu düşünüyor musunuz? Elinizi vicdanınıza koyun. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde kendi toprağından kendi bayrağını indiren, kendi Süleyman Şah Türbesi’ni kaçıran ikinci kişi yoktur. Bu talimatı veren ikinci kişi yoktur. Bu talimatı veren Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumamıştır. Bir Allah’ın kulu çıksın desin, hayır efendim iyi ki bayrağı indirdik, iyi ki türbeyi kaçırdık ve böylece Türkiye Cumhuriyeti devletinin şanını ve şerefini kurtardık. Bir kişi çıksın söylesin. Havuz medyası da söylesin. Onların kalemşörleri var, onlar da yazsınlar köşe yazılarında. Kim yaptı? Erdoğan yaptı. Hani sen yemin içmiştin Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini koruyacağım, yücelteceğim, üzerime aldığım görevi yapacağım namusum ve şerefim üzerine ant içtim’. Peki nedir bu? Bu birinci madde.
İkinci madde; Cumhurbaşkanı bulunduğu ülkenin, temsil ettiği ülkenin, temsil ettiği bayrağının şanını ve şerefini korur. Herkese eşit mesafededir. Kendi ülkesinin şanını ve şerefini korumak için hiçbir şeyden ödün vermez. Bir egemen güç düşünün, Trump’ı düşünün kendisine mektup yazıyor ve ‘aptal olma’ diyor. Erdoğan çıkıp, ‘sen bana aptal olma diyemezsin’ dedi mi? Demedi. ‘Aptal olma’ kime diyor? Türkiye Cumhuriyetine söylüyor aslında. Temsil ettiği makama söylüyor. Ben rahatsız oluyorum, ben itiraz ediyorum, beyefendiden çıt çıkmıyor.
Şimdi ben AK Partiye oy veren, MHP’ye oy veren veya sandığa gitmeyen bütün vatandaşlarıma sormak isterim. Bu mudur Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak, yüceltmek bu mudur? Ben buna sözde demeyim de ne diyeyim? Aslında daha ağırını hak ediyor. Aldığı mektubu bilmem nereye götürecekmiş! Nereye götüreceksin sen, devletin arşivine girdi zaten, dünyadaki bütün ülkelerin arşivine girdi bu.
Üçüncü madde; ne dedik? Taç giyen baş akıllanır. Söylediği söz, boğaz dokuz boğumdur düşünerek konuşması lazım, düşünerek söylemesi lazım. Attığı adımı, söylediği sözü Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni düşünerek ifade etmesi lazım. Kalktı şu açıklamayı yaptı. ‘Bu can bu tende kaldığı sürece papazı alamazsın’ dedi. Kim söyledi? Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan zat söyledi. Peki sonra ne oldu? Bir telefon, bir tehdit; papazı teslim etti, Oval Ofis’e gönderdi. Allah aşkına bu mudur Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak? Bir Allah’ın kulu çıksın, Türkiye’de bir Allah’ın kulu çıksın desin ki bu tehdide karşı papazın teslim edilmesi Türkiye’nin şan ve şerefini kurtarmak için yapılmıştır. Yapan kim? Erdoğan. Vermem diyen kim? Aynı adam. Nasıl verdi? Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin vatandaşlarının şanını ve şerefini korumak için mi yaptın sen bunu?
Dördüncü madde; İdlib’te 36 askerimiz şehit edildi. Vuranlar da Rusya’ydı. Söylediler zaten vurduk diye; bize haber vermediniz, biz de düşman zannedip vurduk dedi. Koşa koşa nereye gitti Erdoğan? Putin’e gitti. Biz dedik ki herhalde 36 askerimizin, şehidimizin hesabını sormak için gitti oraya. Putin’in kapısında dakikalarca bekletildi. Bu mudur Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak? Benim ağırıma gidiyor, beni temsil ettiğini söylüyorsun ve gidiyorsun bir başka devlet başkanının kapısında dakikalarca bekliyorsun. Sonra da kalkıp ben Cumhurbaşkanıyım bana sözde diyemezsin diyor. Ne sözde kardeşim, daha ağırını söylemek istiyorum aslında! Sen Türkiye Cumhuriyeti Devletinin şanını ve şerefini yok ettin. Her gelenin tokatladığı bir ülke haline döndürdün sen Türkiye Cumhuriyeti Devletini.
Beşinci madde; her türlü konuşmayı yapıyor, aslan kesiliyor içerde. Güzel kesilsin. Çıktılar bir açıklama yaptılar, ‘Erdoğan bak bizi kızdırma yoksa senin mal varlığını araştırırız…’ Ne demek bu? Senin mal varlığını araştırırız. Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini koruyacak kişi çıkar şu açıklamayı yapar. AK Partiye oy veren kardeşim beni iyi dinle, MHP’ye oy veren kardeşim beni iyi dinle. Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan kişinin mal varlığı dolayısıyla tehdit edilmesi karşısında, o kişi çıkıp Ben Türkiye Cumhuriyeti Devletinin şanını ve şerefini korumak ve yüceltmek zorundayım, bu benim görevimdir, benim mal varlığımı araştırmazsanız namertsiniz demesi lazımdı. Dedi mi? Demedi. Ağzına bant çekti ve yerine oturdu. Şimdi ben sormak istiyorum, bu mudur Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin şan ve şerefini korumak? Sen mi Türkiye Cumhuriyeti Devletinin şan ve şerefini koruyacaksın?
Altıncı madde; Akdeniz’in ortasında, uluslararası sularda bizim bir gemimizi arıyorlar, arayacağız diyorlar, arama yapacağız diyorlar, Yunanlıların bir anlamda komutasında. 4 saat ulaşılamıyor, 4 saat! Bir Allah’ın kulu çıkıp bizim gemimizi arayamazsınız diyemiyor, demiyor. Roma Büyükelçisi bir saat daha izin verin diyor, beş saat geçiyor aradan ve bizim gemimiz aranıyor uluslararası sularda. Sen mi koruyorsun Türkiye Cumhuriyeti’nin şan ve şerefini? Kimsin sen? Bütün bunları yapanlar kendi ülkelerine ihanet edenlerdir. Bir daha söylüyorum, bütün bunları yapanlar kendi ülkelerine ihanet edenlerdir. Bu ülkenin bir şanı var, bir şerefi var. Bu ülkenin bir geçmişi var. Bu ülkenin verdiği bir Milli Kurtuluş Savaşı var. Bu ülke hiçbir zaman egemen güçlerin karşısında diz çökmedi. Hiçbir zaman egemenlerin sözlerini yerine getirmedi. Sen kim, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin şanını ve şerefini korumak kim!
Yedinci madde; taç giyen baş akıllanır dedik, adaletli olur dedik, liyakatli olur dedik. Devletin yönetiminde liyakat var mıdır, yok mudur, devlette aksayan bir şey var mıdır yok mudur, buna bakar dedik. Sen cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmuşsun, o koltuğu işgal etmişsin yeminini tutmuyorsun, yemininin gereğini yapmıyorsun. Sahte diplomalı adamı alıyorsun kamu bankasına yönetim kurulu üyesi olarak atıyorsun. Akıl alacak şey değil. Sahtekarlığa prim veren bir adam Cumhurbaşkanı olabilir mi? Dünyanın hangi ülkesinde sahtekardan Cumhurbaşkanı olur? Olmaz, olmamalı! Sahtekarlık yapana ses çıkarmazsanız o suça ortaksınız demektir, destek veriyorsunuz demektir.
Bunları söylüyorum, beyefendi gene ağaca çıkacak. Çıksın. Söylemekten geri durmayacağım, söyleyeceğim her yerde. Mısır’daki sağır sultan duyuncaya kadar söyleyeceğim. Devleti yönetemiyorlar, yönetme güçleri ve kapasiteleri de yok.
Sekizinci madde; 15 Temmuz darbe girişimi oldu değil mi? Şehitler oldu evet. Beşiktaş’ta terör saldırısı oldu, çok sayıda polis hayatını kaybetti. Tuttunuz bir bağış kampanyası açtınız. Bu milletin fakiri, fukarası o şehit yakınlarına ve gazilere verilmek üzere o bağış kampanyasına katkıda bulundular. Bir ülkenin Cumhurbaşkanı Allah aşkına şehitler için vatandaşın verdiği paraya çöker mi ya, çöker mi ya! Vermediler para, hala vermiyorlar. Yemin metninde var, ‘milli dayanışmayı sağlamak’, bu milli dayanışmaya aykırı bir şeydir. Ettiğin yemini tutmuyorsun sen. Milli dayanışma nasıl olur? Vatandaş vermiş, şehit yakınlarına ve gazilere vereceksin. Alırsın parayı verirsin. Adil bir şekilde dağıtırsın, kamuoyuna da duyurursun. O zaman milli dayanışma olur. O zaman vatandaş der ki, evet benim verdiğim bağış yerini buldu der. Yerini buldu mu? Bulmadı. Paraya çöktüler, sonra da kalkıp bana milli dayanışmadan söz edecekler. Sen onu benim külahıma anlat, yok öyle bir şey!
Dokuzuncu madde; taç giyen baş akıllanır doğrudur, bu söz sıradan bir söz değildir, tarihin imbiğinden geçmiş bir sözdür bu söz. Taç giydiğiniz andan itibaren artık sıradan bir insan değilsiniz. Taç giydiğiniz andan itibaren devletin saygınlığını korumak zorundasınız. Bana çıkıp bir Allah’ın kulu söylesin, AK Partiye oy veren kardeşim de söylesin, MHP’ye oy veren kardeşim de söylesin veya sandığa gitmeyen kardeşim veya herhangi bir partiye oy veren kardeşim veya oy vermeyen kardeşim. Bir ülkenin en tepe noktasında olan kişi yani Cumhurbaşkanı olan bir kişi, dünyanın hangi ülkesinde rüşvet alan birisini Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni temsil etmek üzere büyükelçi olarak atasın? Hangi ülkede var? Bu mudur devletin şanını ve şerefini korumak? Şanını ve şerefini ayaklar altına aldınız siz!
Utanmadan bir de bunu yapıyorsunuz utanmadan, sıkılmadan bunu yapıyorsunuz. Ben isyan etmeyim de kim etsin? Ben bu ülkenin tarihine bağlıyım, soyuna sopuna bağlıyım ben bu ülkenin. Bu ülkenin vatandaşlarını seviyorum, haksızlığa karşıyım ben. Hepimiz karşıyız. Kalkmış bana neden ‘sözde Cumhurbaşkanı dedin’ diyor. Sana bir sefer Cumhurbaşkanı demek hata! Ne Cumhurbaşkanı? Sen AK Parti’nin Genel Başkanı değil misin? AK Partinin Genel Başkanısın.
Son bir soru sormak isterim Erdoğan’a. Defalarca sordum bir daha sorayım. Sayın Erdoğan senin için namus ve şeref hangi anlama geliyor? Bir daha soruyorum, senin için namus ve şeref hangi anlama geliyor? Namus ve şeref için bütün dünya mücadele eder, bütün dünya. Söylediklerimin yüzde 100’ü doğru. Bakın baştan söyledim, bir daha söylüyorum, söylediklerimin hangisi yanlış? Hepsi doğru.
O nedenle vatandaşlarıma seslenmek isterim. Hepimizin düşünmeye ihtiyacı var. Bu memleket, hepimizin memleketidir. Bu ülke, hepimizin ülkesidir. Hepimiz vatanseveriz, hiç kimseyi ötekileştirmiyoruz. Öyle bir hakkımız da yok. Kimse ben daha fazla vatanseverim diyemez de zaten. Herkes vatanını sever, bayrağını sever. Vatanı büyütmek, güçlendirmek için liyakate ihtiyaç var. Siyaset kurumunun hesap vermesine ihtiyacı var. Siyasetçi cebini doldurmak için politika yapmamalı. Siyasetçi halkın sorununu çözmek için siyaset yapmalı, halkı dinlemeli, vatandaşı dinlemeli.
Değerli arkadaşlarım, saydığım 9 madde havuz medyası malum, onların televizyonları da malum; ben onlardan rica ediyorum, olur ya Kılıçdaroğlu yine kötü şeyler söyledi diye benim bu 9 maddeyi yayınlasalar ya! Kendi okuyucuları görsün, kendi izleyicileri A Haber’de görsün mesela Kılıçdaroğlu 9 şey söyledi, bunların tamamı yalandı desin. Vatandaş değerlendirsin. Verebilirler mi? Veremezler. Konuşabilirler mi? Konuşamazlar. Karşıma çıkabilirler mi? Karşıma da çıkamazlar. Hepsi korkak. Hiçbirisi Türkiye’nin gerçeklerini görmek istemiyor. Ama biz gerçekleri göreceğiz.
Değerli arkadaşlarım, biz herkesin hakkına ve hukukuna saygılı olmak zorundayız. Biz rüşvet yemeyiz, biz haksızlık yapmayız, biz kul hakkı yemeyiz, biz tüyü bitmemiş yetimin hakkını yemeyiz. Biz, bir çocuk yatağında açsa o gece rahat uyumayanlardanız. Biz hiç kimsenin kimliğiyle, hiç kimsenin yaşam tarzıyla, hiç kimsenin inancıyla uğraşmayız. Allah’la kulun arasına girmek gibi bir düşüncemiz hiç olmadı, katiyen de olmayacaktır. Birilerinin yaptığı gibi yapmayacağız. Vatandaşı bölmeyeceğiz. Her gittiğimiz ortamda vatandaşa doğruları söyleyeceğiz.
Erdoğan 1 milyonluk tazminat davası açmış. Önce kendisine yürekten teşekkür ederim. Neden biliyor musunuz? Bütün bu anlattıklarımı hakimin önüne de koyacağım. Trump’ın yazdığı mektubun da gelmesini isteyeceğim Dışişleri Bakanlığından. Her yerden gelmesini isteyeceğim. Meclis Başkanı, o Bremen Mızıkacıları dediğim koro halinde itiraz ediyorlardı, koro halinde, hepinize soruyorum. Milli Savunma Bakanı da demiş efendim Başkomutanmış da bilmem neymiş de. Başkomutan kaçar mı ya terör örgütünden! Bayrağını indirir mi Başkomutan! Paşa elbisesi giymek o kişiyi paşa yapmaz. Paşa elbisesi giyen kişide vatan sevgisi ve yürek olur, yürek! Terör örgütü tarafından teslim alınan kişi de Başkomutanlık yapamaz zaten. Bunu da bilmek gerekiyor.
Yargıya gideceğiz, verdiği için teşekkür ederim. Hatta ikinci bir dava açarsa yeniden teşekkür ederim. Bütün bunları ve daha fazlasını hepsini hakimin önüne koyacağım. Kime üzülüyorum biliyor musunuz? Hakime üzülüyorum. Bütün bu gerçekleri görüp ne yapacak?

Kaynak CHP Basın Birimi
Hibya Haber Ajansı

Etiketler

Berkan Yıldırım

1992 doğumlu. Eskişehir Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema bölümü 3. sınıf öğrencisi. 2 yıldır çeşitli dergilerde editörlük görevi yapmaktadır. En büyük hayali ulusal bir gazetede editörlük görevine devam etmek.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı